“L” DİYEREK MADDEYİ RET EDERKEN “İLL” DİYEREK DE MANEVİYATA GEÇERİZ!

Müslüman’ım diyen bir kimse inancının girişi gereği olarak bazı konularda “lâ” demesini öğrenebilirse, “illâ” kelimesi ile de kendi inanç esaslarının derinine indiği gibi, kendisini günaha sürükleyecek olan görüş ve davranışları da elinin tersi ile itmeye başlar ve böylece nefsinin şeytani kısmından kurtulur.

Evet, dünya üç dakikadan ibarettir. Bir dakika öncesi geçti gitti ve biz o dakika içersinde dünyada bir haydık, dünya ve dünya sevgisinin içerinse öyle bir daldık ki, o dalışla ahreti unuttuk. Bu dünya sevgisinin aşırılığı ise bizlere bunlara karşı “lâ” demesini unutturdu. Bu dakikalar geçti gitti ve bizler için artık bir tövbe etmekten başka bir çare kalmadı ve bunun da kabul edilip edilmediğinden bihaber durumdayız. İşte bu tövbe anı da bizim, İslam’ın dışındaki söz ve davranışlarımıza “lâ” dediğimiz bir an olarak kayıtlara geçti. Aslında bu geçen dakikaya “lâ” demekten başka da bir çaremiz kalmadı ve geçti gitti ve tövbe ve pişmanlıktan başka geriye getirme gibi bir şansımız da kalmadı.

Bir dakika sonrasının kayıtları da bizlerde bulunmamaktadır. Bizler yaratılırken bu kotlama yazılımı bizlerin belleğine kayıt edilmemiş. İşte bu yüzden bir dakika sonrasını bilme imkanımız yok zira o zaman dilimi bir gaybi zamandır ve gaybı da peygamberler dahil yaratılmış olanların bilmesine izin verilmemiştir. Bu zamana kadar yaşayacak mıyım, ölecek miyim, günahkâr mı olacağım, faydalı birisi mi olacağım, yoksa şerli bir kimse mi olacağım bunu ve benzerlerini bilme imkanımız yoktur.

O halde ben şu anda yaşıyorum ve Müslüman mıyım, günahkâr mıyım, sevaplı mıyım, faydalı birimiyim, zararlı mıyım diye kendimize sorduğumuzda cevabımız evet ise işte o zaman “illa” demiş durumdayız. Olumsuzluklara da bir “lâ” çekmiş oluruz. Biz şu anda şuurumuz, aklımız yerinde olarak dünyada yaşıyoruz. Akil ve baliğiz. Geçmişte işlediğimiz ve “lâ” diyemediğimiz pek çok konuya ve hatalarımıza, şeriatsizliğimize hayıflanma yerine “illâ” moduna geçerek kurtulabiliriz. Bu şekilde maddeyi yıkıp manada gark olur ve geleceğe ümitle bakmasını öğreniriz.

O halde, ben Müslüman’ım diyen bir kimse ilk önce “lâ” demesini öğrenmeli ki gayba, dine, şeriata karşı olanlara bir “lâ” diyerek kendini “illâ” denizine atabilmelidir.

“Lâ” diyebilmek, maddenin gürültüsünde “illâ” demenin bir başka adıdır yani madenin gürültüsünde mananın denizine girmenin bir başka adıdır.

Şu dünya hayatında ne çok işimiz var değil mi? Ne çok kaygılarımız var. Her an bir yerlere yetişme, bir işi başarma, çok para kazanma telaşında hep bir koşuşturma içerisindeyiz. Bu dünya hayatında bizim son nefesimizi verinceye kadar duyacağımız sesler, bize göre bulanık veya bir başkası için dupduru bir hayat.

Tüm bu hengamenin, koşuşturmanın arasında bir anlığına dur ve dinle bakalım. Bu dünyada ki bu hengameye bir “lâ” diyebilyormusun? “Lâ” bile diyemediğin tüm hengamelerin arasında bir dakikalığını, bir köşeye otur ve dinle bakalım sana ünlenen tüm sesleri. Hangisine “lâ” diyeceksin, hangisine “illâ”.

Ağlayan bir çocuğun saflığını, kediye mama veren bir hayır sever elin sahibinin ünlemesini, ve o kedinin o ele karşı miyavlayarak gösterdiği sadakatin sesini, rüzgarın içinden geçen o eşsiz musikinin nağmelerini, ağaçların yapraklarının şarkılarını ve yağmurun onlara eşlik edişindeki hışıltıların nağmelerini ve ahengini. Görmeye başla aynı anda ve bazılarına bir “lâ” derken bazılarına da bir “illa” ile içeriye çağırma anını yaşa. Görmeye başla bakalım ağaçlardan yere süzülerek inen o yaprakların sanatsal yere düşüşünü ve kendisini yaratana “illa” ile teslimiyetini. Dalgaların kıyıyı derken ki Allah Allah diye aşkla yaratanına ibadetini ve denizin matematiğini.

Güzel bakmayı öğrenirsen, güzel görmeyi de öğrenmiş olursun. Böylece güzel bakarak manevi âlemin kapısını aralarsın. Geri kalan tüm ses ve görüntülerin O’nun tecellisinden bihaber olanların bilmedikleri “lâ” lar ve “illâ”larla dolu olduğunu. Onların bilmediklerinden dolayı işlediklerine sonradan acaba bir “lâ” diyebilecek olmalarını öğrenerek bir “illâ” diyebilecek olmalarını bilmelerini öğrenmeleri.

Her bir sureti, her bir zerreyi tefekkür etmeyi, görmeyi akıl etmeyi ve bunlar üzerinde düşünüldüğü zaman iyi olan tarafı görmeyi öğrenebilmeyi öğrenerek geçmişe bir “lâ” deyip bundan sonrasında ise bir “illa” ile yaşayabilmeyi.

Bazen bitaraf olmak ve sesiz kalmak ve o muhteşem yapıyı yaratanın harikulade yaratılmışlarını seyretmenin tadına varabilmeyi öğrenmektir “illâ”. İşte o anki halin belki de olman gereken halindir. Bu halinden daha fazlasını ve azını düşünme. Kendinle bir barış anlaşması imzala ve baş başa kalmayı, yalnızlık denizinde olmayı öğrenmelisin. Sen bunu öğrendiğin zamanda dünya telaşından çıkıp kendini yok etmekten kurtularak, huzurda şerefli yerini aldığını ve bunun adının da “illâ” olduğunu unutma. Alem akıp gittiği ve seni bir buğday gibi öğüttüğünde bu gidişin şahitleri olarak huzurda hesabını verenlerden olabileceğini unutma ve bunun yolu da “lâ” ile başlar bunu bir kenara yazıver. Sen bu halin üzere duru bir su gibi bu dünyadan akıp gidenlerden ol. Tefekkürün bizzat kendisi sen ol. Hatta bazen seyreden dahi olma. İçinde ki sessizliğin çığlığı sen ol. O zaman ancak “illâ” diyenlerden olursun. Gönlünün ilk yaratılışı gibi kirlenmemiş bir şekilde saf, temiz ve duru bir şekilde olursun. Bunun yolu “lâ” dersen ve akabinde de “illa “ dersen.

Kendinden kendini seyir ederken buna şahitliğinde de bütün kötülüklere ve kötülere bir “lâ” çek, çünkü tüm dünyaya, tüm maddeye çekilmiş bir “lâ”dır bu. Ve tabi ki takibinde de bir “illâ Allah”ın tekliğinde ve eşsizliğinde onun emirlerine uyarak birlik içerinde ol. “Tekbir/ Allahuekber”in hayretinde ve O’nun bize şahitliğinde ol en güzel nurun da bu olsun.

Âlem karışınca sana sen de karış âleme. Ona bir “lâ” çek. Ayrı gayrı kalmasın, madde mana birleşsin, birlensin huzurunda ve daim bu sükutun peşinde ol bu dakika içerisinde. Gelecek dakika ne getirir bilemezsin. Hz. İbrahim (a.s) misali bir eline güneşi bir eline de ayı verseler sen yine de davanı satma ve dönme yanlış tarafa ve onlara bir “lâ” çek.

O zuhurun huzurunda ol… Nasıl olacağım deme. “Künfe yekün “ sırrına mazhar ol. Maddenin gürültüsünde, dünyanın hengamesinde iken mananın sükutunda olanlardan olmandır hedef ve gaye. Gölünün dileği ve duası hep bu olmalıdır yani “La” demesini öğrenip maddeden çıkarken “illa” diyerek mana denizinde yok olmaktır hedef.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.