Günümüzde bilgiye ulaşmak bir saniye, ancak o bilgiyi "hal" eylemek koca bir ömür sürüyor. Kalabalıkların içinde yalnızlaştığımız, hızın içinde nezaketi kaybettiğimiz şu çağda, pusulamızı yeniden bir gönül mimarına çevirmeye ne dersiniz? Bahsettiğim isim, sadece sözleriyle değil, varlığıyla huzur veren Abdülaziz Bekkine Efendi.
Tasavvuf geleneğinde büyüklerin en bariz özelliği, çok konuşmaktan ziyade derin bir sükût ve hal ile insan yetiştirmeleridir. Bekkine Efendi’nin meclisine girenler, oradan ansiklopedik bilgilerle değil, yumuşamış bir kalp ve ferahlamış bir ruhla ayrılırlardı. Çünkü o, İslam’ın özünü "incitmemek ve incinmemek" üzerine kurmuştu.
Ayıbı Örtmek, Kalbi Onarmak
Onun hayat felsefesinin merkezinde kalp kırmamak vardı. Bir gün bir sohbet meclisinde, bir başkasının hatasını heyecanla anlatan kişiyi nazikçe durdurup söylediği şu söz, aslında modern toplumsal ilişkilerimizin de reçetesidir:
"Evladım, bir insanın ayıbını konuşmak kolaydır. Fakat o ayıbı örten olmak, Allah katında çok daha kıymetlidir."
Bu sadece bir nasihat değil, bir medeniyet tasavvurudur. Başkalarının kusurlarını mikroskopla aradığımız sosyal medya çağında, "örtücü" olabilmenin asaletini ne kadar da özledik, değil mi?
Tevazu: İnsan Ne Zaman Küçülür?
Bekkine Efendi’nin bir diğer dersi ise tevazu üzerineydi. Kendisine büyük bir makam atfedildiğinde, "Biz büyük değiliz, büyük olan Allah’tır" diyerek, insanın kibrine set çekerdi. Ona göre insan, kendini büyük gördüğü an manen küçülmeye başlardı. Bu, egonun (nefsin) tavan yaptığı günümüzde, ruhsal dengemizi korumak için tutunmamız gereken en sağlam daldır.
Ümidin Kapısı Hiç Kapanır mı?
Pişmanlıklar içinde kıvranan, "ben bittim" diyen birine verdiği cevap ise İslam’ın rahmet yüzünü temsil eder: "Allah’ın rahmetinden ümidini kesme. Kapıyı çalanı geri çevirmeyen bir Rabbin var."
Onun hayatından süzülüp gelen en kıymetli miras; gönül terbiyesidir. Gerçek irfanın sadece kitaplarda değil, insana merhametle bakabilmekte olduğunu bize hatırlatır. Bugün bizlere düşen, onun bıraktığı bu "gönül yapma" sanatını, kendi hayatlarımıza küçük de olsa nakşedebilmektir.
Unutmayalım ki; yıkmak kolay, yapmak zordur; ama en büyük ibadet bir gönle dokunup orada kalabilmektir.