Ahmet Şükrü KILIÇ

Ahmet Şükrü KILIÇ

Mücadelede yanında olanlar

Bir insanın hayatında en öğretici dönemler, başarıya yaklaştığı anlar değil; henüz ortada görünür bir kazanım yokken verilen mücadele zamanlarıdır. Çünkü o safhada kimsenin elinde sonuç yoktur. Yol belirsizdir, bedel yüksektir ve başarısızlık ihtimali her zaman masadadır. Kadim ahlâk düşüncesi, insanın hakikatle bu belirsizlik anlarında yüzleştiğini söyler. İşte bu yüzden, bu dönemde kurulan ilişkiler daha çıplak, daha filtresiz ve daha öğreticidir.

Mücadele alanları insana çok şey kazandırır ama en çok da insan tanıtır. İnsanın niyeti, rahat zamanlarda değil; yük ağırlaştığında görünür hâle gelir. Aynı safta görünenlerin aynı derdi taşımadığını, aynı sloganı atanların aynı niyete sahip olmadığını zamanla fark edersin. Kimi gerçekten meselenin kendisiyle ilgilidir, kimi ise meseleyi bir vitrin olarak görür. Aynı yürüyüşte yan yana duran bu iki tip arasındaki fark, ilk anda değil; süreç uzadıkça ortaya çıkar. Çünkü zaman, insanın içini açan en dürüst imtihandır.

Zamanla öğrenirsin ki, bazıları seninle birlikte yürürken aslında senden başka bir yere bakmaktadır. Dertleri mücadelenin ilerlemesi değil, mücadelenin sonunda oluşabilecek boşluklardır. Koltuklar, alanlar, imkânlar… Sen meseleyi büyütmeye çalışırken, onlar kendi yerlerini büyütmenin hesabını yapar. Aynı cümleleri kurarsınız ama cümlelerin altındaki niyetler farklıdır. Bu fark, kelimelerde değil; sabırda, sebatta ve fedakârlıkta açığa çıkar.

Bu tür yakınlıklar genellikle hesaplıdır. Yaklaşırken temkinlidirler, mesafe koymazlar ama yakınlaşmazlar da. Eski bilgelik, buna “Bekleyerek saf tutma” der. Gerektiğinde saf bir dil kullanırlar, gerektiğinde geri çekilirler. Bu yüzden insan bazen kendini sorgular. Saf mı davrandım, geç mi fark ettim, daha erken mesafe koymalı mıydım diye düşünür. Oysa mesele saf olmak ya da olmamak değildir. Mesele, niyetini gizleyenlerle niyetini açık edenler arasındaki farkı zamanında görebilmektir. Her mesafe erken konmaz, bazı mesafeler ancak tanıyarak kurulur.

Bir şeyi teslim etmek gerekir; hesaplı yaklaşanların büyük kısmı, hesaplarının bedelini kendileri öder. Çünkü mücadele sahası sandıkları kadar kontrol edilebilir değildir. Tarih, en çok da her şeyi hesapladığını zannedenlerin yanılgılarıyla doludur. Herkesin birbirinin hesabını tuttuğu bir yerde, en çok da kendi hesabına güvenenler yanılır. İnsan bazen bilerek saf görünür. Çünkü karşısındakinin hesabını görmek için en kestirme yol, ona alan tanımaktır. Hesap yapan, fırsat bulduğunu sandığı anda kendini ele verir. Sabır, bazen bir ahlâk değil; bir teşhis yöntemidir.

Mücadelede yanında olanlarla ilgili en önemli gerçek, onlar seni sadece desteklemez, seni sınar da. İtiraz ederler, sorgularlar, bazen kırarlar, bazen kırılırlar. Bu çatışma yorucudur ama sahicidir. Çünkü ortada paylaşılacak bir sonuç yoktur; sadece taşınacak bir yük vardır. O yükü taşımaya talip olanlarla, yükün sonunda oluşacak imkânlara talip olanlar arasındaki fark burada belirginleşir. Yük paylaşılmadan, yol arkadaşlığı kurulmaz.

Bu yüzden mücadele dönemleri, insanın kendini temize çıkardığı değil; kendini tanıdığı zamanlardır. Kimlerle aynı dili konuştuğunu değil, kimlerle aynı bedeli ödemeye razı olduğunu görürsün. Bu farkı gördüğünde, geriye dönüp baktığında, en çok da bu dönemde yanında duranların kıymetini anlarsın. Çünkü onlar seni sonuçla değil; yükle tanımıştır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.