Doç. Dr. Cahit KARAALP

Doç. Dr. Cahit KARAALP

Önyargı Prangalarından Hakikat Yolculuğuna: Ali Şeriati’yi Anlamak

Hayat bazen bizi en çok kaçtığımız şeyle terbiye eder. Benim hikayem de tam olarak böyle başladı. Lise yıllarımda, Nakşibendi tarikatına gönül vermiş, babasının küçük mescidinde zikir ve adap öğrenen muhafazakar bir gençtim. Dünyam; giyim kuşamdan ibadet şekline kadar belirli kalıpların arasındaydı. Ta ki köyümüze tayini çıkan o sıra dışı ilkokul öğretmeniyle tanışana kadar...

Cehaletin Sesi: "Ali Şeriati diye isim mi olur?"

Hocamız, alışılagelmiş öğretmen profilinin dışındaydı; şalvarlıydı, eşi çarşaflıydı ve evinde bambaşka bir dünya vardı: Seyyid Kutup, Mevdudi, Mutahhari ve Ali Şeriati. Ben ise o dönemde "kör cehaletin" verdiği cesaretle, hocayı sapkın görüyor, ona "hak dini" tebliğ etmeye çalışıyordum.

Hoca bize Şeriati’nin kitaplarını uzattığında verdiğim tepki bugün bile yüzümü kızartır: "Ali Şeriati diye isim mi olurmuş? Bir şeriat var, o da Muhammed Şeriati!" demiştir. Oysa hoca sabırla susmuş, sadece okumamı beklemişti. O yaşlarda ağır gelen o kitapları kapağını bile açmadan iade etmiştim.

İlahiyatta Bir Dönüm Noktası: Düşmanını Tanımak mı, Hakikati Bulmak mı?

Yıllar geçti, İlahiyat Fakültesi üçüncü sınıfa geldim. Önyargılarım hala taptazeydi. Kaderin cilvesine bakın ki, İslam Düşünürleri dersinde hoca bana sunum konusu olarak Ali Şeriati’yi verdi. Kendi kendime, "Tamam" dedim, "Şimdi onu yerden yere vuracak, bozuk fikirlerini ifşa ederek cihad edeceğim!"

Dine Karşı Din, Öze Dönüş, İnsanın Dört Zindanı ve Hac gibi eserlerini bu niyetle masaya yatırdım. Ancak sayfalar ilerledikçe, kafamdaki "İranlı Molla" imajı yıkılmaya başladı. Karşımda sakalsız, kravatlı ama ruhu prangalarından kurtulmuş bir entelektüel vardı. Onu kötülemek için okumaya başlamıştım ama kaleminin gücüne mağlup olmuştum.

Süzgecimiz Akıl ve Vicdan Olmalı

Bugün sosyal medyada veya dar kalıplı çevrelerde Ali Şeriati’ye yönelik ağır eleştiriler, hatta "tekfir" boyutuna varan söylemler görüyoruz. Özellikle sahabe konusundaki yorumları üzerinden koca bir düşünce dünyası mahkum edilmek isteniyor.

Şunu sormak gerekir: Biz Müslümanlar, İbn Rüşd’den Gazali’ye kadar, her türlü fikri süzgeçten geçirip medeniyet kuran bir geleneğin varisleri değil miyiz?

  • Ali Şeriati masum mudur? Elbette hayır.

  • Fikirlerinde hatalar yok mudur? Vardır.

Ancak bir akademisyen ve bir Müslüman olarak görevimiz, arı gibi her çiçekten özü alıp bal yapmaktır. Şeriati’nin sosyoloji, felsefe ve dinler tarihi alanındaki derinliğini, "mezhepçi holiganlık" uğruna çöpe atmak en büyük kötülüktür.

Bekçi Değil, Hidayet Elçisiyiz

Ümmetin geleceği, geçmişin kavgalarını bugüne taşıyarak değil; farklı fikirlerden beslenerek inşa edilebilir. Şeriati, ömrünün sonunda "Keşke Kur’an’a daha çok zaman ayırsaydım" diyecek kadar samimi bir arayışçıydı.

Bugün bizlere düşen; insanları okumadan yargılamamak, sapla samanı birbirinden ayırmak ve "her sözü dinleyip en güzeline uymak" prensibine sadık kalmaktır. Unutmayalım ki biz bu dinin bekçileri değil, hidayet elçileriyiz. Yargılamak Allah’ın takdiridir; bizim işimiz anlamak ve anlatmaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.