Ortadoğu’nun kadim topraklarında, bin yıl boyunca adaletle hükmettiğimiz o büyük coğrafya bugün derin bir sancı içerisinde. İran, sadece komşumuz değil; tarihsel derinliğiyle adeta bizim "yitik vatanımız." Ancak bugün geldiğimiz noktada, elindeki devasa imkanları halkının refahı yerine ideolojik saplantılara kurban eden bir yönetim anlayışıyla karşı karşıyayız.
Potansiyelini Bozuk Para Gibi Harcayan Bir Güç
Allah’ın bahşettiği yeraltı ve yerüstü zenginlikleri, ülkenin imarı için kullanmak yerine Şia yayılmacılığı ve molla rejimi uğruna heba eden bir İran portresi var önümüzde. İslam’ı sadece bir sembol olarak yakasında taşıyan, ancak özünde "Pers" milliyetçiliğini dirilten bu anlayış, ne yazık ki halkını fakirliğe mahkum etti.
Oysa İran; tarım potansiyelini doğru kullansa bir gıda devi, kapılarını gerçek anlamda dünyaya açsa bir turizm cenneti olabilirdi. Komşuluk ve kardeşlik hukukuna riayet eden bir İran, bugün Ortadoğu’da bir huzur adasının mimarı olurdu.
Yeni Bir Haçlı Seferi ve Modern Diyojenler
Bugün bu kadim topraklar yeniden bir Haçlı saldırısı ile karşı karşıya. Evanjelist Hristiyanların vurucu gücü haline gelen ABD, akıldan uzak politikalarla sonu hüsranla bitecek bir savaşın fitilini ateşliyor.
Tarih tekerrürden ibarettir. Anadolu’yu Türklerden temizlemek hayaliyle yola çıkan Bizans İmparatoru Romen Diyojen nasıl bir hezimet yaşadıysa, İran’ın zenginliklerini talan etmeye gelen modern "haçlı" zihniyeti de benzer bir kaderi yaşayacaktır.
Bekle ve Gör: Tarihin Hükmü Yakındır
İran’ın muazzam kaynaklarına göz dikenler, hor ve hakir bir şekilde geri dönecekler. Tıpkı Diyojen gibi, tacından ve tahtından olup kendi iç hukuk sistemlerine hesap verecekleri günler yakındır. Bizim temennimiz; bu yitik vatanın bir gün gerçek potansiyeline kavuşması ve coğrafyamızın huzura ermesidir.
Bekleyelim ve görelim; tarih, hırsları akıllarının önüne geçenleri asla affetmemiştir.