ZİKİR CEMAATLE Mİ, SESLİMİ, SESSİZ Mİ OLMALI!

Birey inanç yönünden kalbini nefsinin vesvesesine kapatmak ve şeytanların kalbinde hükümran olmasını engellemek için zikir meclislerine katılıyor ve bir cemaate bağlanıyor. O cemaatin zikir halkasının en doğrusu olduğuna inanıp diğer zikir halkalarının yanlış olduğunu, eğer kendileri sesli zikir çekiyorlarsa, sesli zikrin doğru olduğunu, sessiz zikir çekiyorlarsa kendilerinin zikrinin doğru olduğunu ve diğerlerinin yanlış olduğunu savunurken, kendilerine tabi olmayanın yanlış yolda olduğunu hatta daha da ileri giderek Müslüman dahi olmayacağını iddia ediyorlar.

Zikir halkasına katılabilmek için, kısa kollu gömlek giymeyeceksin, yakasız ve yensiz gömlek giyeceksin, yahut da cübbe giyeceksin, şalvar türü bol pantolon giyeceksin, oysa şalvar türü pantolan Güneydoğu halkının bir giyeceği ve Arabistan'da böyle bir giyecek yok. Başında mutlaka takke veya sarık olacak bayanlar ise mutlaka çarşaf denilen siyah bir elbise giyecekler. Bunlar yoksa zikir halkasına katılsan da o gün zikir çekilmeden dağılıp gidiyorlar.

Ben zikir ile ibadet edileceğine inananlardanım amma zikir için bir cemaate ve ya bir gruba ihtiyaç olduğuna inanmıyorum. Adam dağ başında çobanlık yapıyor ve bir cemaate bağlılığı da yok. Bu kimse orada yani dağ başında cemaat yok diye zikir çekmeyecek veya namaz kılmayacak mı ?

Ya da dağdaki giydiği elbise onun zikir çekmesine engel mi olacak?

Bir başka soruda şu? İbadetin sesli veya sesiz olmasını kim nasıl engelliyor? Veya karar veriyor?

İnsan şehirde toplu taşıma araçlarından birinde yolculuk yapıyor. Orada sesli zikir çekmeye başladığında hem kul hakkına giriyor hem de öbür durakta deli diye gömlek giydirirler adama.

Yine dağ başında tek başınasın. Yada hayvanlarını otlatıyorsun. Etrafında rahatsız olacak kimse yok. Orada da sessiz zikir yapabileceğin gibi, isteğin kadar sesli zikir çekebilirsin. Burada ben sessiz zikir çekiyorum veyahut da sesli zikir çekiyorum savı boşa çıkmıştır. Tramvayda sesini kısacaksın, dağ başında bağır bağırabildiğin kadar, kimse buna karışmaz.

Yani coğrafi ve fiziki şartlar neye uygunsa orada ona göre zikir çekersin. Tramvayda sessiz, dağ başında ise sesli zikir çekmekte bir mahzur yoktur. Zikir çekmek için özel bir elbiseyede ihtiyaç yoktur. İster başı açık, ister cübbesiz, ister kolu kısa olarak zikir çekebilirisin. Bulunduğun ortam neye uygunsa o şekilde çekersin.

Bu konuda bakınız imam Eşari rahimahullah’ın uygulamasına bir göz atalım. İmam Eşari rahimahullah, Şafi âlimlerinin kelamda imamıdır. Yani ehlisünnet âlimlerinden biridir. Bir yaz günü, ramazan akşamında, bir fıkıh sohbetinde iken, üzerinde ki cübbesini çıkarır ve göbekten üst tarafı çıplak olarak Teravih ve yatsı namazı kıldırır. Cemaat namazdan sonara homurdanmaya başlar. Böyle namaz kıldırılır mı? Bu namaz oldu mu? şeklinde.

İmam Eşari hazretleri, Namazın farzlarından erkeklerin için setrül avret nasıl olacak diye sorar. Cemaat erkeklerin göbekten üst tarafının ve diz kapağından alt tarafının açık olabileceğini, bu ikisi arsının zorunlu kapalı olması gerektiğini söylerler. İmam Eşari cevabı almıştır ve der ki sizin kafanızda oluşan bir olgu var bu şekilde yani göbekten üst tarafının açık olması şeklindeki farzın yok sayılması olgusu. Ben bunun yanlışlığını size anlatmak için bu sınırlarda bir namaz kıldırdım. Normal olan ve farz olan budur. Bunu ötesinde bir şalvar, bir cübbe, bir gömlek şekli verip te bu farzdır derseniz bu dinden olmaz der. Yani tasavvufta bir şalvar, bir gömlek, ve bir sarık kullanmak farzdır diyemezsin. Bugün böyle diyenler diğer insanların ibadetlerinin, namazlarının, zikirlerinin yanlış olduğunu ve kabul edilmediğini savunuyorlar. Bir şeyhe bağlı olmadan yapılan ibadetlerin, zikirlerin geçersiz olduğunu, şeyhlerin ise masum(günahsız olduğunu) iddia ediyorlar. Masumiyet kavramı Şiilikte vardır ve İmamlar, Ayetullahlar, Fetullahlar masumdur ve günahları bağışlanmıştır, namaz kılmalarına, oruç tutmalarına gerek yoktur. Buraya da ancak şerifler, seyitler ve çok zikir çekenler ile bir de şeyhin izin verdikleri ki buna el verme deniyor, ancak ulaşabilir ve bunlara itaat şarttır. Şeyh soyundan gelenler ise otomatikman şeyh olurlar inancı da vardır. Oğul veya damattan başladı şeyh olamaz, bu silsileye aykırıdır. Böyle bir tarikat şiilikte vardır. Ehli sünnette yoktur. Bunlar ehlisünnete göre yanlış olanlardır. Şimdi gelelim zikrin ne olduğuna? Kur’an-ı Kerim’in 12 isminden biride zikirdir ve Kur’an okumak, manasını öğrenmeye çalışmak ve uygulamak için gayret etmek ayrıca bir zikirdir. Kur’an’ın kendisi, bir ayeti, bir suresi bizzat zikirdir. Allah’la konuşmak isteyenler bol bol Kur’an okusunlar.

Zikir ne demek ve nasıl olmalıdır?

Zikir, bağlantılarıyla birlikte düşünülüp doğru bilgi, o bilgiyi kullanıma hazır tutmak, akla veya dile getirmektir (Müfredât).

Zikir etmek veya zikir çekmek, o bilgiyi, dikkate alıp onu kendisinin hayrına, nefsinin ıslahına, toplumun ahlaklanmasına ve ümmet olmasına götüren bir yoldur. Bugün kendi cemaatinden başka cemaatleri sahih İslam değil diyen ve kendilerini müceddit sanıp Gazzeli Müslümanlar için bir protestoyu çok görenlerlemi ümmet olup, diğer kardeşlerimize yardımcı olacağız? Bu gruplar kendi cemaatinden başkalarını kardeş dahi görmeyerek, başkalarını Müslümanlara yardım etmiyor diye eleştirerek biz dua ediyoruz amma onlar bizlerin duasını kabul etmiyorlar diyerek ehlisünnet dışı inanışlarını insanlara empoze etmeye çalışıyorlar.

Doğru bilginin kaynağı Allah’ın ayetleridir ve bu ayetleri bizlere anlatan açıklayan ve öğreten Rasulullah’ın kutlu yolu yaşantısı ve hadisleridir.

İnsanları yaratan, onlar arasından peygamberler seçen ve onlara kitaplar, kitaplarında ayetler veren Allah bizlere onlara uyarak yaşamayı ve doğru bilgiye ulaşmayı emreder. Buna da hikmet adı verilir. Bu ayetler iki türlüdür. Müteşabih muhkem ve açık net olanlar.

Bunların her birinden hasıl olan doğru bilgiyi, sahih ve insanların kurtuluşuna vesile olacak ve neticesinde Allah inancına ulaştıracak bilgi, yazı nasihat, vaazların hepsi zikirdir.

İnsanı, sadece bu tür bilgiler tatmin eder ve kalbini temizler. Bu tür bilgiler kabine huzur verir ve kalbini mühürlenmekten korur. Allah için kalbimizi her zaman, her an Allah inancı ile doldurmaktır zikir.

Allah’ı zikretmek; ona, kitabına, Resullerine ve yaratmış olduğu ayetlere ve Rasulullah’ın yaşantısına, bunların ışığındaki doğru ve salih bilgiye odaklanmak, onlardan elde edilen yani hasıl olan bilgileri akıldan çıkarmamak, unutmamak ve uygun olan her an onlarla yaşamaya çalışmak, onların üzerinde düşünmek, kafa yormaktır. Bu yalnız da olabilir, cemaat halinde de olabilir. Aynı zamanda Zikir, hem Kur’an’dan önceki kitapları ve peygamberleri kabul etmek ve onlara inanmakla da olur. Zikir Kur’an’dan önceki kitapların ve bizzat Kur’an’ı Kerim’in ortak olan adıdır.

Öyle ise siz beni zikredin/ aklınızda tutun, bir an bile benden gafil olmayın, her şeyin ve senin sahibin benim olduğumu unutmayın ki bende sizlerin duasını, ibadetlerini ve zikirlerini kabul edip sizleri zikredeyim.

Bana karşı kulluk görevinizi yerine getirin ve asla nankörlük etmeyin” buyruluyor Bakara Suresi 2/ 152. ayeti kerimede. O halde zikir kalbi temizliğin adı olduğuna göre Kur’an okumak en önemli zikir ve bilgi edinmek için ilim yapmakta ve onu topluma anlatmakta ayrı bir zikir şeklidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.