BİR KÖSTEKLİYE, BİRAZ GOFRET, BİR GAZOZ

BİR KÖSTEKLİYE, BİRAZ GOFRET, BİR GAZOZ

Hatırın geçer akçe olduğu zamanlardan bir anı dile gelir bu yazıda...

Hatırın geçer akçe olduğu zamanlardan bir anı dile gelir bu yazıda...
Küçük bir kasabada, bakkal amcaya dedesinin köstekli saatini göstererek bir avuç gofret ve cam şişede Yedigün gazoz almaktadır küçük bir çocuk. Çünkü bakkal amca bilmektedir ki çocuğu dedesi göndermiştir; gofret ve gazozun bedeli dedenin hesabına yazılacaktır.

Zaman gelir, çocuk, dedesinden habersiz de kösteklisini kaçırıp bakkal amcadan bir şeyler almayı öğreniverir. Hatta o kadar eğlenceli gelir ki bu! Nasıl olsa aldıklarının bedeli dedesinin hesabına yazılmaktadır.

Günlerden bir gün, küçük çocuk dedesine söylemek yerine daha heyecanlı bulduğu köstekliyi kaçırarak bakkala yeniden gelir. Küçük avuçlarındaki köstekliyi bakkal amcaya uzatır ve ne istediğini söyler. Bakkal amca her zamankinden çok daha değişik bir bakış atarak "Allah Allah " der. Ancak istediklerini de ellerine tutuşturuverir. Çocuk bundan pek bir şey anlamamıştır. Ne olmuştur ki bakkal amcaya, böyle demiştir?

Eve gelir. Köstekli saati aldığı yere sessizce koyarken dedesinin sesini duyar:
" Haydi gel bakalım. Bak sana neler aldım?"
Küçük çocuk koşarak gider. Bir de bakar ki dedesi eve gelirken onun bakkal amcadan istediği şeylerin aynısını zaten almıştır.

Yüzü kıpkırmızı olur. Her ne kadar dedesi onun yanlışını bilmese de, bakkal amca anlamıştır ya! Utanır, içi içini yemeye başlar.

Birkaç gün sonra bakkala yeniden gittiğinde, bu defa elinde dedesinden haberli bir şekilde aldığı köstekli saat vardır. Ancak bir türlü gösteremez. Bakkal amca çocuğa doğru döner:
"Hayrola, aldıklarınızı bitirebildiniz mi küçük bey?"

Çocuk:
"Dedeme söylemeyeceksin değil mi bakkal amca?"

Bakkal:
"O kösteklinin hatırı olmasa söylerdim. Görüyorum ki sen zaten yaptığın yanlışın farkına varmışsın. Şimdi ne ben o köstekli saatin hatırını çiğneyeyim, ne sen elindeki o kösteklinin hatırını çul et."

Yıllar geçmesine ve yaşı ellisine merdiven dayamasına rağmen, bu anısını anlatırken hala yüzü kızaran yıllar öncesinin o küçük çocuğu, BİR HATIRIN, BİN HATIR OLDUĞUNU ve HATIR denen şeyin çok kolay elde edilmediğini, HATIRI elde edenlerin de o zamanlar bunun vebalini nasıl taşıyabildiğini anlatırken gözleri dolu dolu oluyordu.

Hatır dolu zamanlardan geldik.Şimdi nerelerdeyiz bilinmez... Sahi SİZİN HATIRINIZ KİMDE , NE KADAR? Ya da KİMLER SİZDE HATIRLI? Ve bu hatırı hangimiz ne kadar taşıyabiliyoruz? Hiç düşündünüz mü?
MERAL DEMİR

HABERE YORUM KAT
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.