Mehmet KAÇAR
Asıl Çareyi Unutmak: İnsani Putlar ve Toplumsal Çıkmazlarımız
Hayatın karmaşası içinde daraldığımızda, kapılar yüzümüze kapandığında ilk nereye koşuyoruz? Modern insanın en büyük trajedisi, çaresiz kaldığında **"Çare’nin Sahibi"**ni unutup, kendisi gibi aciz olan fânilerden medet ummasıdır. Oysa tarih, en büyük imtihanların ancak tam bir teslimiyetle aşıldığının şahididir.
Peygamberlerin İmtihanı: Çare Sadece O’ndadır
Hz. Yakup, bir anlık dalgınlıkla çarenin asıl kaynağını tefekkür etmeyi bıraktığında gözlerine mil çekildi. Hz. Yusuf zindanda, Hz. İbrahim ateşte, Hz. Eyüp hastalıkta, Hz. Yunus ise balığın karnında aynı hakikati haykırdı: Kurtuluş yalnızca Allah’tandır. Eğer çaresizler, çareyi vereni unutur ve umutlarını patronlara, siyasi liderlere, sahte kahramanlara veya karanlık odaklara bağlarsa; işte o zaman çaresizlik bir kader değil, bir tutsaklık haline gelir. İslam literatüründe bunun adı nettir: Şirk ve küfür. Zira Allah’ı hayatın merkezinden öteleyip "kurtarıcı" olarak fânilere sarılmak, insanı kendi eliyle inşa ettiği zindanlara mahkûm eder.
Modern Zamanın Nemrutları ve Suni Çözümler
Bugün dünyayı kuşatan emperyalist ve siyonist kuşatma, sadece askeri bir işgal değil, aynı zamanda zihni bir esarettir. Seküler laisizmin dayattığı yaşam biçimi, insanı "Çare Sahibi"nden koparıp sistemin kölesi haline getirmiştir.
Şu soruları kendimize sormanın vakti gelmedi mi?
-
Medeni hukuktan ticaret hukukuna kadar, uğruna savaştığımız "küffarın" yasalarını rehber edinmedik mi?
-
Faiz ve döviz lobilerinin gölgesinde adaleti aramak ne kadar gerçekçi?
-
İstanbul, bugün Berlin veya Londra’dan daha fazla ahlaki erozyon yaşıyorsa, 1453’ün fethini kutlamak sadece bir ritüelden mi ibaret?
Besmele ile Girilen Topraklardan Batı’ya Hicret
"Allahuekber" diyerek vatan kıldığımız bu topraklarda; fuhşiyat, rüşvet, torpil ve haksız kazanç "normalleşiyorsa" burada ciddi bir iman ve sistem sorgulaması yapmamız gerekir. Gençlerimiz neden "tek dişi kalmış canavar" dediğimiz Batı topraklarına hicret etme hayali kuruyor? Çünkü bizler, İslam’ın sunduğu o eşsiz adalet ve ahlak sistemini kendi menfaatlerimize göre budadık, kırptık ve tanınmaz hale getirdik.
Sonuç: Fıtrata ve Hakikate Dönüş
İslam; kadına şiddeti, emek hırsızlığını ve haksızlığı emretmez. Aksine, evrensel olan tek hukuk, yaratıcının koyduğu fıtrat hukukudur. Vicdan, hakkaniyet ve adalet; "insanlık" kodlarımıza bizzat Çare’nin Sahibi tarafından işlenmiştir.
Zalimlere karşı verebileceğimiz en asgari tepki onlarla ilişkiyi kesmek (buğz etmek) olsa da, asıl çözüm; hayatın her alanında "birleme" (tevhid) bilincini ihya etmektir. Kendi ellerimizle büyüttüğümüz suni kahramanları değil, mutlak galip olanın yolunu rehber edinmeliyiz.