Ahmet Şükrü KILIÇ
İmzanın hakkı ve fikrin dolaşımı
“Yazılarınız isimsiz paylaşılıyor.”
Bu cümle her ulaştığında, zihnim iki ayrı kapı aralıyor. Bir kapıdan hikâyelerim ve şiirlerim geçiyor; diğer kapıdan fikir yazılarım. Aynı kelimelerle yazılmış olsalar da ontolojik olarak aynı yerde durmuyorlar.
Bir hikâye, bir şiir; insanın iç mahremiyetinden doğar. Orada yalnızca düşünce değil, hatıra, kırılma, sevinç, utanç, dua ve suskunluk vardır. Şiir, insanın en savunmasız hâlidir. Hikâye, yaşanmışlığın içinden süzülmüş bir itiraftır. Böyle bir metnin isimsiz ya da başka bir isimle yayımlanması, yalnızca teknik bir eksiklik değildir; emeğin, niyetin ve şahsiyetin yer değiştirmesidir. Buna razı olmam. Çünkü orada şahsi bir iz, bir ter, bir bedel vardır. İsimsizleştirmek emeği buharlaştırmaktır.
Kul hakkı, modern dünyanın “Alıntı” ya da “Paylaşım” kelimeleriyle hafifletilemeyecek kadar ağır bir kavramdır. Emek, sahibine aittir. Hakkın devri, rızaya bağlıdır. Rıza yoksa, paylaşılan şey metin değil, başkasının emeğidir.
Fikir yazıları ise başka bir zeminde durur. Onlar tek başıma kurduğum cümleler değildir. Katıldığım tartışmaların, bana yöneltilen itirazların, dost meclislerinde yapılan uzun müzakerelerin, okuduğum kitapların, yaşadığım tecrübelerin toplamıdır. Bir fikir yazısı çoğu zaman kolektif bir inşadır. Ben yalnızca o inşanın kalem tutan tarafıyım.
Bazı insanlar yazıyı paylaşırken adımı öne koymak istemez. Kendi çevresinde gereksiz tartışmalara maruz kalmamak için, yazının içeriğini tercih eder, sahibini değil. Bu tercihi bir saygısızlık olarak görmem. Bilakis, metnin kişisel aidiyetin ötesine geçebildiğinin işaretidir. Yazı, taşıdığı anlamla ayakta kalıyorsa zaten görevini yapmıştır.
İsim önemlidir; çünkü sorumluluğu temsil eder. Ancak isme aşırı bağlılık, düşünceyi bir kimliğe indirger. Düşüncenin kimlikten bağımsız dolaşabilmesi, onun direncini artırır. Bir fikrin değeri, kimin söylediğinden önce ne söylediğiyle ölçülmelidir.
Bu yüzden fikir yazılarımın isimsiz paylaşılması beni rahatsız etmez. Eğer bir düşünce, ismim olmadan da bir zihne ulaşabiliyorsa, görevini yapmış demektir. Yazının dolaşımı, şahsi görünürlükten daha kıymetlidir. Sahici tutunmanın adı, çoğu zaman imzadan büyüktür.
Fakat burada açık bir sınır koyarım; bu benim tercihimdir. Hiç kimse, başkasının metni için aynı esnekliği varsayamaz. Bir yazarın imzası onun hukukudur. O hukuka saygı göstermek zorundayız. Bir metni sahibinin adı olmadan paylaşmak, hele ki başka bir isimle yayımlamak, sadece edebî bir kusur değil ahlâkî bir problemdir.
Aforizma niyetine söyleyeyim; imza görünürlük değildir; sorumluluktur. Emek, alkışla değil adaletle korunur. Söz özgürdür; fakat hak sahibini inkâr ederek özgürleşemez.
Benim yazılarım için kapı açıktır. Okunsun, paylaşılsın, tartışılsın. İster adımla ister adsız… Fakat bu tercih yalnızca bana aittir.
Başkalarının emeğine gelince; orada susmak değil, hassas olmak gerekir. Çünkü kalemin mürekkebi kadar, hakkı da vardır.
Eğer mücadeleyi hayatımda örf, âdet ve gelenek hâline getirmemiş olsaydım, belki de her kelimemin izini sürer, her cümlenin peşine düşerdim(!)