Mehmet KAÇAR
İslam Medeniyeti: İnsanlığın Manevi ve Sosyal Kurtuluş Reçetesi
Günümüz dünyasında "medeniyet" kavramı, genellikle teknolojik hız ve maddi konforla eşdeğer tutuluyor. Ancak derin bir bakış açısıyla süzüldüğünde, Medine merkezli İslam Medeniyeti'nin insanlığa sunduğu ufkun, sadece maddi bir kalkınmadan ibaret olmadığı açıkça görülür. İslam, insanın yalnızca dünyevi ihtiyaçlarına değil; ruhuna, kalbine ve ebedi saadetine de hitap eden eşsiz bir denge kurmuştur.
İki Cihanın Saadet Anahtarı
İslam Şeriatı, sosyal hayatın merkezine öyle yüksek ahlaki kurallar ve adalet düsturları yerleştirmiştir ki, bu prensiplere riayet edildiği dönemlerde insanlık, tarihin gördüğü en huzurlu "kardeşlik" iklimini yaşamıştır. Bu bağlamda, insanlık tarihinin en büyük inkılapçısı şüphesiz Efendimiz (s.a.v)’dir. O’nun getirdiği nur, insanı sadece biyolojik bir varlık olmaktan çıkarıp, "eşref-i mahlukat" (yaratılmışların en şereflisi) mertebesine yükseltmiştir.
Batı ve Doğu Medeniyetlerinin Çıkmazı
Bugün emperyalist Batı’nın ve materyalist Doğu bloklarının içine düştüğü en büyük paradoks, insanı sadece "üreten ve tüketen bir makine" olarak görmeleridir. Batı medeniyeti, temelde ferdin ruhsal tekâmülünü değil, parayı ve çalışmayı kutsallaştırır. Samimiyetin yerini mekanik ilişkilerin aldığı bu sistemde, aile bağları zayıflamış, evlatlar dahi bencillik çukuruna terk edilmiştir.
Bu medeniyet anlayışı, insanı sadece dünyevi ve bedeni zevklere hapsettiği için, insanın içindeki "melekiyet" vasfını köreltmekte, onu hayvani dürtülerin esiri yapmaktadır. Netice ise bellidir: Sosyal yalnızlık, yıkılan aile yapısı ve manevi bir boşluk.
Hayvan Sevgisi Mi, İnsan Sevgisinden Kaçış Mı?
Batı’nın bugün sergilediği tezat oldukça düşündürücüdür. Kendi büyüttüğü evladından kopuk yaşayan, yaşlılarını huzurevlerine hapseden modern dünya insanı, bu boşluğu hayvan sevgisiyle doldurmaya çalışmaktadır. Elbette şefkat kıymetlidir; ancak insanın en yakınından, ailesinden ve hemcinsinden esirgediği sevgiyi sadece hayvanlara yöneltmesi, toplumsal bir ruh hastalığının tezahürüdür.
Dünya odaklı medeniyetlerin sunduğu "olgunluklar", kişiyle birlikte mezarda yok olup gider. Oysa gerçek medeniyet, ölümü bir son değil, bir başlangıç kabul eden ve insana her iki alemde de değer katan bir olgunluktur.
Sonuç: Tek Yol İslam’ın Yüce Esasları
Batı ve Doğu’nun, İslam’ın ortaya koyduğu o mukaddes medeniyet esaslarına ulaşabilmesi için tabiri caizse "kırk fırın ekmek yemesi" gerekmektedir. İnsanlığın ebedi saadete kavuşması, adaletin ve gerçek faziletin tesis edilmesi için Peygamberlerin, özellikle de Son Peygamber’in çizdiği yoldan başka bir çıkış yolu yoktur.
Gerçek medeniyet; insanı eşref-i mahlukat kılan, aileyi koruyan ve ruhu hürriyete kavuşturan İslam’ın özündedir.