İsrail ve Kuzey Kore Nükleer Silaha Nasıl Sahip Oldu, Bu Ülkelerde Nükleer Santral (NGS) yok! (NGS'nin Nükleer Silahla ilgisi olmadığına ilişkin en iyi delil))

Nükleer Santral Sahibi 25 Ülke Örneği İspatladığı Gibi, Nükleer Santraller Bizi Nükleer Güç Yapmaz!*

1. Büyük İllüzyon: Sivil Santralden Silah Çıkar mı?
Kamuoyunda sıkça pompalanan en büyük illüzyonlardan biri, yabancı mülkiyetli ticari nükleer santraller kurdurarak gizliden "nükleer silah" teknolojisine giden yolun açılacağı propagandasıdır. Gerçekte, sivil elektrik üretim santralleri ile nükleer silah üretimi birbirinden tamamen farklı iki ayrı bilimsel ve endüstriyel disiplindir.
Ticari reaktörlerde kullanılan uranyum, doğada bulunan halinden sadece %3 ila %5 oranında zenginleştirilmiş sivil yakıttır.

Bir nükleer bomba yapabilmek için ise %90'ın üzerinde zenginleştirilmiş uranyuma (HEU) veya askeri reaktörlerde özel olarak üretilmiş ve gizli tesislerde kimyasal olarak ayrıştırılmış silahlık plütonyuma ihtiyaç vardır. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) kameralarıyla 7/24 izlenen, mühürlenen ve denetlenen ticari bir elektrik tesisinin içinden gizlice silah programı çıkarmak bilimkurgudan ibarettir.

2. Karanlık Tesisler Gerçeği: Kuzey Kore ve İsrail Silaha Nasıl Ulaştı?
Sivil-askeri ayrımının en kusursuz kanıtı Kuzey Kore'dir. Kuzey Kore'nin elektrik şebekesine enerji sağlayan tek bir tane bile ticari nükleer güç santrali yoktur. Bu kapasiteyi, aydınlık bir "ticari santral" şantiyesinde değil; yeraltındaki karanlık askeri tesislerde elde etmişlerdir. Elektrik üretmek için değil, sırf silahlık plütonyum ayrıştırmak için 5 MW gücünde özel bir askeri reaktör kurmuş; nükleer karaborsadan satın aldıkları binlerce santrifüjle yeraltında uranyumu %90 oranında zenginleştirmişlerdir. Yani nükleer silaha giden yol, elektrik santrallerinden geçmez.

Bir diğer çarpıcı örnek İsrail'dir. İsrail, nükleer gücünü şeffaf bir elektrik santrali üzerinden değil; 1950'lerde kurulan, uluslararası denetime (UAEA) kapalı "Dimona" askeri araştırma reaktörü üzerinden inşa etmiştir. Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması'nı (NPT) reddeden İsrail, yerin metrelerce altında kurduğu gizli plütonyum ayrıştırma (reprocessing) tesisleriyle bu silaha sahip olmuştur. Her iki ülkenin ortak özelliği; ticari elektrik üretmek değil, başından beri gizli devlet operasyonları yürütmeleridir.

3. Sessiz Çoğunluğun İspatı: Reaktörü Olup Silahı Olmayan Ülkeler
Bugün dünya genelinde aktif olarak çalışan çok sayıda nükleer güç santrali (NGS) bulunmasına rağmen, bu reaktörleri işleten ülkelerin ezici bir çoğunluğu nükleer silaha sahip değildir. Linkteki Tablolar* on yıllardır devasa sivil nükleer reaktör filoları işletmelerine (veya inşa etmelerine) rağmen nükleer silahı bulunmayan 25'ten fazla ülkeyi açıkça göstermektedir.

4. Aşılamayan Bariyerler: İthal Santral Neden Süper Güç Yaratmaz?
Dışarıdan ticari bir santral ithal etmek, bir ülkeyi otomatik olarak nükleer silah sahibi bir süper güce dönüştürmez. Bunun teknik ve stratejik 4 temel nedeni vardır:
1. Zenginleştirme Seviyesi ve Tesis Farkı: Bu ülkeler sadece "santral" sahibidir; uranyumu %90 zenginleştirecek binlerce santrifüjden oluşan gizli/askeri zenginleştirme tesislerine sahip değillerdir. Ticari santralin içindeki yakıtı alıp doğrudan bombaya dönüştüremezsiniz.

2. Kullanılmış Yakıt ve Plütonyum Çıkmazı: Ticari reaktörlerde uzun süre kalan yakıtın içinde oluşan plütonyum, askeri amaçlar için "kirli" bir plütonyumdur. Silahlık plütonyum elde etmek için, yakıtı reaktörden çok kısa sürede çıkarmak ve devasa, çok gizli kimyasal ayrıştırma (reprocessing) tesislerinde işlemek gerekir. Bu ülkeler tesislerini elektrik üretmek için optimize etmiştir.

3. Uluslararası Denetimler (UAEA ve NPT): Bu ülkelerin tamamı NPT'ye taraftır. Ticari santralleri, UAEA tarafından 7/24 izlenir ve nükleer madde muhasebesine tabi tutulur. Bu tesislerden gizlice madde kaçırıp silah programına aktarmak fiziksel olarak imkansızdır.

4. Dışa Bağımlılık ve Yakıt Tedariki Riski: Bu ülkelerin çoğu kendi yakıtını üretemez, ithal eder. Eğer bu ülkelerden biri sivil santralini kullanarak gizli bir silah programı yürütmeye kalkarsa, tedarikçi ülkeler anında yakıt akışını keser ve ülkenin elektrik şebekesi çöker.

5. Stratejik Körlük: Form Değiştiren Dışa Bağımlılık Tuzağı
Türkiye'nin enerji politikasındaki tablo —bir yanda yanlış piyasa tasarımıyla atıl bırakılan hidroelektrik, güneş ve rüzgâr potansiyeli, diğer yanda "teknoloji transferi" ambalajıyla sunulan nükleer illüzyon— aslında aynı stratejik vizyonsuzluğun iki farklı yüzüdür.

Öz kaynaklarımız olan su, güneş ve rüzgâr, fosil yakıtların ve nükleerin "baz yük" bahanelerine kurban edilmektedir. Sözde "enerji bağımsızlığı" hamlesi, mülkiyeti ve teknolojisi tamamen yabancı bir devlete ait olan tesislere ihale edilmektedir. Bu sistem, dışa bağımlılığı çözmemekte; sadece bu bağımlılığın formunu (ithal doğalgaz bağımlılığından, yabancı mülkiyetli nükleer reaktör ve ithal uranyum bağımlılığına) değiştirmektedir. Kamu maliyesi üzerinde yaratacağı uzun vadeli döviz cinsi alım garantileri de bu bağımlılığın ekonomik dışsallığıdır.

6. İran Ve K. Kore'nin ortak Yönleri: Karanlığa Gömülen Şebekeler
Enerjide gerçek milli güvenlik ve bağımsızlık, yabancıların kurduğu hantal nükleer santrallere milyarlarca dolar gömmek değildir. Şebekesi çöken, sanayisi elektrik bulamadığı için duran, teknolojik olarak dünyadan izole olmuş bir ülke, elinde nükleer bomba da olsa güçlü olamaz. Kuzey Kore ve İran’ın ortak yönleri bunun en net kanıtıdır:

• Kuzey Kore: Tüm milli gelir ve beyin gücü yeraltındaki zenginleştirme tesislerine harcandığı için ülkenin temel enerji altyapısı çürümüştür. Kuzey Kore nükleer bombayı yapmıştır ama uzaydan çekilen gece fotoğraflarında görüldüğü üzere ülkesi zifiri karanlıktır. Halkının evini ısıtacak elektriği üretememektedir.

• İran: Dünyanın en büyük doğalgaz ve petrol rezervlerine sahip olmasına rağmen, nükleer yaptırımlar ülkeyi on yıllarca geriye atmıştır. Modern şebeke teknolojilerine ulaşamayan İran, bugün devasa enerji rezervlerinin üzerinde oturmasına rağmen her yıl sanayisini durduran ağır elektrik kesintileriyle boğuşmaktadır.
Bu iki örnek ispatlıyor ki; elde edilen bazı askeri kapasiteler, kaybedilen şebeke gücünün ve ekonomik refahın yanında bir hiçtir.

7. Çıkış Yolu: Gerçek Milli Güvenlik ve Enerji Egemenliği
Küresel ekonominin hızla temiz enerjiye yöneldiği, karbon sınır mekanizmalarının ve yeşil büyüme stratejilerinin devletlerin rekabet gücünü belirlediği bir çağdayız. Geleceği olmayan, finansal dışsallıkları gizlenen ve yeni bir sömürü düzeni yaratan nükleer santral süper güç yapacak hülyalarına bel bağlamanın bedeli ekonomimiz için çok ağır olacaktır.

Gerçek Güç ve enerji egemenliği; su, güneş, rüzgâr ve jeotermal potansiyelimizi liyakatli bir piyasa tasarımıyla kullanarak yüzünü batarya depolama (BESS) sistemlerine, pompaj depolamalı hidroelektrik santrallerine (PHES) ve akıllı şebekelere dönmekten; sanayisine ve halkına kesintisiz, temiz ve ucuz enerjiyi kendi öz kaynaklarıyla sağlayabilmekten geçer. Buna Sahip olanda Her türlü Silahı Yapmanın Yolunu Bulur!

*https://ourworldindata.org/grapher/nuclear-energy-generation?tab=table
https://ourworldindata.org/data-insights/which-countries-have-nuclear-weapons-and-how-many

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.