Özkan ORUN
Tarih Zafiyeti Affetmez: Stratejik Tereddüdün Ağır Bedeli
Uluslararası siyaset sahnesi, merhametin değil, çıplak güç dengelerinin hüküm sürdüğü bir arenadır. Bu arenada yapılan tek bir stratejik hata, sadece bir hükümetin değil, bir devletin kaderini tayin eder. İran’ın son dönemde içine düştüğü basiretsizlik ve dini lideri Ayetullah Hameney’in ölümüyle sonuçlanan süreç, bu acı gerçeği tüm dünyaya bir kez daha ilan etmiştir.
Caydırıcılık: Ya Kullanırsın Ya Da Kaybedersin
İran, nükleer kapasitesine ve bölgesel iddiasına rağmen, kapısına dayanan tehdidi okuyamadı. ABD donanması Hürmüz Boğazı’na yığınak yaparken, uçak gemileri ve bombardıman uçakları "geliyorum" derken Tahran yönetimi stratejik bir felç yaşadı. Nükleer silah kartını masaya sürmekte tereddüt eden, "stratejik belirsizlik" adı altında kararsızlık sergileyen bir yapı, hasımları için artık bir tehdit değil, bir hedeftir.
Devlet yönetiminde en ölümcül günah güçsüz olmak değil, güçsüz görünmektir. Caydırıcılık, rafa kaldırıldığında anlamını yitirir; güç, sergilenmediğinde bir illüzyona dönüşür. İran, ahmakça bir özgüvenin ve basiretsizliğin bedelini en ağır şekilde, egemenliğinin kalbinden vurularak ödemiştir.
Türkiye’nin "Milli Güç" Vizyonu ve Dersler
Tarihin bu kanlı dersi, burnumuzun dibinde yaşanırken Türkiye’nin son yıllardaki savunma hamlelerinin kıymeti daha net anlaşılıyor. Bir devletin bağımsızlığı, kağıt üzerindeki anlaşmalarla değil, fabrikalarındaki üretim bandıyla korunur.
Türkiye; savunma sanayiinde başlattığı millileşme hamlesi, yüksek teknoloji yatırımları ve dışa bağımlılığı kırma iradesiyle bugün bölgesel bir oyun kurucu konumundadır. Özellikle Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu güçlü siyasi irade, savunma sanayiini bir devlet politikası haline getirmiştir.
"Hazırlıklı olan ayakta kalır."
Bu vizyonun sahadaki yansıması olan Selçuk Bayraktar ve ekibinin yerli teknoloji hamleleri, Türkiye’nin caydırıcılık kapasitesini sadece bir söylem olmaktan çıkarıp, somut bir çelik zırha dönüştürmüştür. SİHA’lardan milli muharip uçaklara kadar uzanan bu süreç, "kapına gelen tehdidi" durdurmanın tek yoludur.
Sonuç: Hazırlık Söylemle Değil, Teknolojiyle Olur
Tarih, zafiyeti ve hazırlıksız yakalananı asla affetmez. Devletler için en büyük risk, ekonomik sıkıntılar değil, stratejik savunma gücünün ihmal edilmesidir. İran örneği, duyguların ve hamasetin reel politik karşısında nasıl yerle bir olduğunu göstermiştir.
Kendi göbeğini kendi kesemeyen, teknolojisini üretmeyen ve tehdit anında kararlılık gösteremeyen her yapı tasfiye olmaya mahkumdur. Türkiye, bu stratejik bilinci diri tutarak yoluna devam etmek zorundadır. Unutulmamalıdır ki; barışı korumanın tek yolu, savaşa her an hazır olmaktır.