Dünya tarihi pek çok yıkıma şahitlik etti ancak böylesine organize, böylesine fütursuz bir vicdan tutulması az görülür. Gazze, aylardır bir tonluk bombaların altında can çekişiyor. Hastaneler, okullar, camiler ve hatta yaralı taşıyan ambulanslar... Modern dünyanın "savaş hukuku" dediği ne varsa, koca bir enkazın altında kaldı.
Unutmak: İnsanlığın En Büyük Zaafı
Arapça kökeniyle "insan", bir bakıma "unutan" demektir. Zalimler de tam olarak buna güveniyor; bizim çabuk unutmamıza, alışmamıza ve kanıksamamıza. Rakamlar ise unutulacak gibi değil: 17 bini çocuk, toplamda 50 binden fazla insan katledildi. Şehirler yerle bir edildi, bir halkın hafızası silinmek istendi. Ancak bu sistematik kıyım sadece Gazze ile sınırlı kalmayacak gibi görünüyor.
Yeni Hedef: Tahran ve Siviller
Gazze’de rejimi deviremeyenlerin yeni stratejisi artık sır değil. Şimdi benzer bir senaryo İran üzerinde, özellikle de Tahran’da sahneye konulmak isteniyor. Konutları, hastaneleri ve uluslararası havalimanlarını hedef alarak halkı teslime zorlamak, bu kirli savaşın yeni aşaması.
Sormak gerekiyor: "İlkokul seviyesindeki 168 çocuk öldü, ne düşünüyorsunuz?" diye sorulduğunda, "Bizim ordumuz çocuk öldürmez, konuyu inceliyoruz, İran kendi halkını öldürüyor" diyebilmek nasıl bir pişkinliktir? Bu, sadece bir siyasi manevra değil; insanlığın aklıyla alay etmektir.
İftarın Ardındaki Acı Gerçek
Günün yorgunluğu ve orucun huzuruyla ulaşılan iftar vakti, ekranlardaki bu vahşet görüntüleriyle birleştiğinde insanın boğazı düğümleniyor. Sabırla beklenen o an geldiğinde, artık kelimelerin de, öfkenin de dizginlenemediği bir noktaya ulaşıyoruz.
Hukuktan, diplomasiden ve insan haklarından bahsedenlerin maskesi tamamen düştüğüne göre; artık en ağır kelimeleri kullanmak, bu vicdansızlığın adını doğru koymak bir hak değil, bir zorunluluktur. Çünkü bu sessiz ve planlı vahşetin karşısında sükunet, suça ortak olmaktan başka bir şey değildir.