Hayrettin TURAN
Türkiye’yi Ateş Çemberine Çekemediler: Emperyalizmin Yeni Kuşatma Planı
Türkiye, son yıllarda adeta bir ateş çemberinin tam ortasında, stratejik bir direnç merkezi haline geldi. Etrafımızda cereyan eden bölgesel çatışmaların, vekalet savaşlarının ve sınır ötesi hareketliliğin tek bir ana hedefi var: Yüz yıl önce kurulan sömürü sisteminden sapan Türkiye’yi yeniden "eski ayarlarına" döndürmek veya bölerek etkisizleştirmek.
Beka Sorunu ve Bölgesel Dengeler
Emperyalist güçler için Türkiye’nin bugünkü ve gelecekteki askeri-ekonomik kudreti, kabul edilemez bir "Beka Sorunu" teşkil ediyor. Özellikle bölgedeki varlığını baskı ve zulüm üzerine kuran İsrail için, güçlü bir Türkiye demek, tarihsel bir risk demektir. Bugün tanık olduğumuz ABD, İsrail ve İran denklemindeki gerilimlerin arka planında da bu stratejik hesaplaşma yatıyor.
Tarihsel sürece baktığımızda, "Şia" kartının küresel güçler tarafından nasıl bir enstrüman olarak kullanıldığını görüyoruz. 1979’da son İran Şahı Rıza Pehlevi’nin miadı dolduğunda, Fransa’da hazırlanan Humeyni’nin ikame edilmesi tesadüf değildi. Bir piyon gitti, diğeri sahaya sürüldü. Humeyni’nin ilk görevi ise kontrolden çıkan bir diğer isim olan Saddam Hüseyin’e saldırmak oldu. On yıl süren ve milyonlarca Müslüman'ın kanının aktığı İran-Irak savaşı, tamamen mezhep temelli bir yıpratma operasyonuydu.
Lübnan ve Suriye: Kaosun Anatomisi
Bir zamanlar "Ortadoğu’nun Paris’i" olarak anılan Beyrut’un bugünkü hali, bu kirli oyunun en somut örneğidir. Dubai’ye rakip olan o müreffeh Lübnan, mezhepsel iç savaşlar ve dış müdahalelerle terörize edilerek İsrail’in işgal ve ilhak planlarına açık hale getirildi.
Aynı senaryo Suriye’de de uygulandı. İran destekli rejim ve Rusya’nın müdahalesiyle 14 yıl boyunca süren bir zulüm düzeni kuruldu. Milyonlarca insan yerinden edildi. Ancak Türkiye’nin kararlı duruşu ve askeri müdahaleleri, bu karanlık tabloyu değiştirerek bölgeye nefes aldırdı.
Erdoğan Dönemi ve Milli Direniş
2002 yılından itibaren Türkiye, beklenmedik bir şekilde "milli eksene" kaymaya başladı. 2007’den itibaren ise bu bağımsızlık yürüyüşünü durdurmak için her türlü yol denendi:
-
Askeri muhtıralar ve ekonomik ambargolar,
-
17/25 Aralık gibi yargı görünümlü operasyonlar,
-
Erdoğan’a yönelik suikast girişimleri,
-
Ve nihayetinde 15 Temmuz FETÖ darbe girişimi.
Tüm bu saldırılar, Türkiye’nin savunma sanayiinden dış politikaya kadar her alanda şahlanışını engelleyemedi. Şimdi ise yöntem değiştirdiler; içerideki aparatlar üzerinden "toplum mühendisliği" yaparak halkın desteğini kırmak veya Türkiye’yi fiili bir savaşın içine çekerek zayıflatmak istiyorlar.
Tuzakların Ayaklara Dolanması
Bugün Türkiye, eski yöntemlerle emir altına alınacak bir ülke değil. Aksine, kurulan her tuzak emperyalistlerin ayaklarına dolanıyor. Ukrayna-Rusya savaşında, Suriye’de ve Afrika’da Türkiye’ye muhtaç kalanlar, yarın Gazze ve İran-İsrail geriliminde de yine Ankara’nın kapısını çalmak zorunda kalacaklar. Hürmüz Boğazı krizinde çözümün anahtarı yine Türkiye’dir.
Yusuf’u kuyuda koruyan irade, ateş çemberindeki Türkiye’yi de o feraset ve güçle koruyacaktır. Türkiye, kırmızı çizgiye çekilemediği gibi, kendi oyununu kurmaya devam edecektir.
