Sahte Bayrak Operasyonu: “Pearl Harbor Baskını”

7 Aralık 1941’de Japonya Hawaii’deki Pearl Harbor ABD deniz üssüne beklenmedik bir saldırı yapmıştı.

Anlatılan hikâyeye göre bundan tam 82 yıl önce 7 Aralık 1941’de Japonya Hawaii’deki ABD askeri deniz üssüne beklenmedik bir saldırı yapmasının ardından Japonya’ya savaş ilan etmek zorunda kalmıştı ABD…

Peki öyleyse anlatılan hikâye doğru muydu?

Bu soruya cevaplar arayacağız bu makalemizde.
1941 yılı ABD’sinin Roosevelt yönetimi Japonya’ya karşı savaşı açmaya hevesliydi ve böyle bir savaş çıkması için önce petrol ambargosu ve sonrasında askeri provokasyonlar yolunu denedi. Japon askeri kodlarını çok iyi deşifre eden Washington, bir Japon filosunun güç gösterisi ve caydırıcılık maksadıyla Pearl Harbor’a doğru yola çıkacağını tahminen biliyordu. Ancak bunu bir Japon saldırganlığına ve sonrasında da sıcak savaşa dönüştürmeyi çok arzuluyordu.

1941 sonbaharında ABD “Güç Eliti” olarak bilinen güçlü bir grubun yönetimi altındaydı. Bu elit, ülkenin önde gelen şirket ve bankalarının sanayicileri, sahipleri ve yöneticilerinden oluşuyordu. Tıpkı bugün olduğu gibi, “Kurumsal Amerika” olarak da anılan bu kişilerin hem politikacılarla hem de ordunun en üst kademeleriyle güçlü bağlantıları vardı. Genellikle “savaş ağaları” olarak anılan bir güç, güç eliti seçkinlerinin başta ABD olmak üzere dünya üzerindeki kontrollerini sürdürmeleri için gerekli koşulları kolaylaştırmada çok önemli bir rol oynadılar.

ABD vatandaşlarının Başkanlarını seçme ayrıcalığına sahip olduğu bilinir. Ancak pek çok kişinin farkına varamadığı şey, bu seçimlerin genellikle perde arkasındaki güç elitleri tarafından kontrol edildiğidir. Halka kendi içlerinden çıkardıkları Cumhuriyetçi ve Demokrat diye iki adaylı seçenek sunulur. Ancak her ikisi de nihayetinde aynı elit grubun adayı olduğu içinde adayların asıl rolleri halkı temsil etmek değil, Beyaz Saray’da ikamet etmek ve ‘Güç Seçkinleri’nin gündemine uygun politikaları uygulamaktır. En aktif olanlarından biri de ABD halk tarafından sevilen ama nihayetinde bu sistemin bir parçası olan Başkan Franklin D. Roosevelt idi.

Bu güçlü seçkinlerinden bahsedelim birazda…

Bazı ABD şirketleri arasında garip bir selamlama furyası başlamıştı. Ford, General Motors, IBM, ITT ve Rockefeller’in Standard Oil of New Jersey’i (şimdiki adıyla Exxon) gibi şirketler açıklanamaz bir şekilde Hitler’e ve rejimine olan sevgilerini dile getirdiler. Hatta General Motors, Hitler’i “20. yüzyılın mucizesi” olarak selamlayacak kadar ileri gitmişti. Bu garip hayranlığın ardındaki neden, Hitler’in savaş hazırlıklarını incelediğimizde ortaya çıkmaktadır. Hitler, Nazi Almanya’sını tepeden tırnağa silahlandırarak silah endüstrisinde bir patlama yarattı. Bu patlamadan GM ve Ford gibilerden daha iyi kim faydalanabilirdi? ABD’li savaş lordları bu fırsatı değerlendirdi ve Ford-Werke gibi Almanya’daki fabrikalarında kamyon, tank ve uçak üretmeye başladı. Hatta savaş zamanında askeri araçların yakıt ihtiyacını Rockefeller’in Standard Oil of New Jersey’i (şimdiki adıyla Exxon) sağlayarak büyük kazançlar sağladılar. Onlar için en karlı senaryo, Avrupa’daki savaşın mümkün olduğu kadar uzun süre sürmesi ve müttefiklerine savaş ekipmanları tedarik ederek kâr elde etmeye devam edebilmeleriydi. Tüm bunlar kâr odaklı ABD şirketlerinin bir diktatör tarafından işlenen vahşete karşı nasıl körleştirebildiğini görmemiz açısından bu önemli örneklik teşkil eder.

Ancak bunu yaparken de yeni pazarlar arayışı içindeydiler. Pasifik Okyanusu’nun uzak kıyılarındaki topraklar ABD ticareti için sonsuz fırsatlar sunan bir hazine gibiydi. ABD’nin ürettiği mallar bu uzak topraklarda yeni pazarlar bulabilirse ABD endüstrisinin büyümesini sağlayabilirdi. Aynı zamanda da ABD fabrikalarının sürekli artan taleplerini karşılayan bol miktarda ucuz hammadde de sunuyordu. Ancak Japonya zorlu bir rakip olarak ortaya çıktı ve bölgedeki ABD hakimiyetine tehdit oluşturdu. Japonlarda kendi endüstriyel gelişimi için bölgedeki kaynaklara şiddetle ihtiyaç duyuyordu. ABD’yi daha da rahatsız eden şey ise Japonya’nın Güneydoğu Asya’daki emellerini hayata geçirirken şiddet içermeden Büyük Doğu Asya Ortak Refah Bölgesi’ni kurnazca kendi refahı için ekonomik kontrol alanına hızla dönüştürmesiydi.

Başkan Roosevelt’in ABD’nin (Güçlü Elit) karşı karşıya olduğu bu sorunlarla başa çıkmak için kurnazca bir plan önerisi sundu. Plan Japonya’yı ABD’ye saldırması için kışkırtmak üzerine idi. Bu sıradan bir plan değil, Sahte Bayrak (False Flag) operasyonuydu! Roosevelt, Japonya’nın savaşı başlatmış gibi görüneceği bir durum yaratmak istiyordu. Ama gerçekte tüm bunlar onun büyük planının bir parçasıydı. Ve tahmin edin ne oldu? Bunun İstedikleri ve planladıkları savaşa onay almak için 1964’teki Tonkin Körfezi “sahte bayrak operasyonu” olduğunu kabul ettiler! Bu cüretleri ve iyi bir şey yapmış gibi itiraf etmeleri bile akıllara durgunluk veriyor!

Başkan Roosevelt’in 1941’deki sahte bayrak stratejisini hayata geçirdi.

Bu stratejinin bir parçası olan ABD savaş gemilerinin Japon karasularının yakınına veya içine konuşlandırılmasıyla Japonya üzerindeki baskının arttığını hissetti. Ancak Roosevelt bununla yetinmedi. ABD’deki tüm Japon varlıklarını dondurdu ve Japonya’nın diğer ülkelerden petrol ürünleri ve endüstriyel hammaddeler almasını engellemek için ekonomik ambargo ve ülkelere baskı uyguladı. Japonya için ise durum hızla kötüleşti ve çaresizce alternatifler aramaya başladılar. 7 Kasım’da Çin’e ticari ilişkileri daha da arttırmayı teklif ederek ABD’nin baskısını bertaraf etmeye yönelik bir hamle yapsa da olumsuz yanıt aldı. Japonya ile ABD arasındaki gerginlik daha da tırmandı. Tarihin akışını değiştirecek bir çatışma için zemin hazırlanmıştı.

ABD ve Japonya arasındaki gerilim kırılma noktasına ulaşıyordu. ABD, Japonya’yı savaşa sokma umuduyla onu kışkırtıyordu. Zaten Roosevelt’in kendisi de bu stratejiyi kabul ederek, çıngıraklı yılanlara başarılı bir şekilde iğne soktuklarını belirtmişti. ABD bir sonraki hamlesi olarak, Japonya’nın Çin’den çekilmesini talep etmesi ile durumu daha da gerginleştirdi. Sabrı taşan Tokyo ise ABD’yi ısırmaya karar verdi. Ve ABD’nin provokasyonlarına son verme amacıyla saldırarak cevap vermesi için harekata geçtiler. ABD hükümeti bu harekât planından haberdardı ama Hawaii’deki komutanları uyarmadılar. Bu da Aralık 1941’deki Pearl Harbor’a sürpriz bir saldırının gerçekleşmesine olanak sağladı. Ancak saldırıya uğrayan gemiler ise I.Dünya savaşından kalma eskiydi ve Japon donanmasıyla etkili bir şekilde mücadele edemeyecek durumdayken, saldırı esnasında ne olur ne olmaz diye stratejik olarak başka yerlere konuşlandırılmış olan uçak gemileri ve üstün manevra ateş kabiliyete sahip filolar zarar görmemişti.

Ertesi gün, Roosevelt Kongre’de güçlü ve ikna edici bir konuşma yaparak Japonya’ya savaş ilan etmeye çağırdı. Vatanseverlik ve öfke duygularıyla beslenen ABD halkı kongre kararını destekledi. Bu ABD için plana uygun gidiyor gibi görünürken, Nazi Almanya’sı birkaç gün sonra ABD’ye savaş ilan etti. Sonra onu İtalya takip etti. Olayların bu beklenmedik dönüşü Amerika’yı sadece Japonya ile değil, Almanya ve İtalya ile de yüzleşmek zorunda bıraktı ve bu II.Dünya savaşının içine itti. ABD yönetimi ve halkı kendini tamamen savaşa adamıştı.

Peki öyleyse Avrupa’daki savaşa müdahil olmak istemeyen ABD, ne oldu da sonradan müdahil oldu.

ABD’nin Japonya’ya savaş açmasına cevap olarak Almanya’ ve İtalya’da ABD’ye savaş açtığını açıklamıştı. Çünkü Japonya, Almanya ve İtalya tarafından 27 Eylül 1940 tarihinde Berlin’de imzalanan Üçlü Antlaşmanın maddeleri uyarınca bu üç devletten birine herhangi bir saldırı halinde bu ülkelerin tamamına saldırılmış sayılacağı üzerine idi. ABD’nin Güç Eliti olan savaş lordları yüksek karlarına kar katmak için savaşın yayılmasına ihtiyaç duyuyordu. Bu da ABD’nin Avrupa’daki savaşa müdahil olması anlamına geldiği için savaş lordlarınca karlarına kar katmak için iyi bir fırsat olmuştu. Belki de savaş lordları Japonya’ya karşı uygulamaya koyduğu sahte bayrak (False Flag) harekâtı ile bunların olacağını bilerek planlamışlardı.

Son yıllarda ABD (Sam Amca) çok sayıda savaşa girdi. Tabii ki bunlar öyle iddia ettiği gibi soykırımları önlemek, teröristleri etkisizleştirmek, özgürlük ve demokrasiyi savunmak, diktatörlük ve adaletsizlikle savaşarak güvenli bir dünya sağladığına inanmıyoruz iddialarına aldanmayalım. Gerçek şu ki, ABD Irak, Afganistan ve Libya gibi ülkelerde asil amaçlar uğruna savaşma kisvesi altında katliamlara girişti. Gelecekte de bu şekilde devam etmeyeceklerine inanmak için hiçbir neden yok. Bir başka savaş için aynı gerekçeyi kullanarak gözlerini İran’a dikmeleri şaşırtıcı olmaz. Sam Amca çatışmadan zevk alıyor gibi görünüyor.

Jeopolitik ve küresel ekonominin karmaşık dünyasında, ABD’nin uluslararası çatışmalarının kendi çıkarları için olduğu bir sır değildir. Potansiyel pazar ve petrol gibi bol miktarda hammaddeye erişim, İran’a karşı bir savaşı kendileri için son derece cazip hale getirmektedir. Bu kar arzusu bazen sahte bayrak operasyonları da dahil olmak üzere şüpheli taktikleri uygulamaya koyduklarını da göstermektedir. Tıpkı Pearl Harbor saldırısını meşru savaş için “sudan sebep” olarak kullanıldığı Japonya’ya örneğinde olduğu gibi, İran’a karşı da benzer planlar yapıldığına dair kuvvetli şüpheler var. Son dönemde ABD’nin SİHA’larla İran’a yönelik sabotaj amaçlı saldırıları, karasu sınırına eski moda savaş gemilerini konuşlandırması ve arada bir izinsiz girişlerin yaşanması, deniz tatbikatları yapması bölgede gerilimi artırmaya ve İran’ı saldırgan konumuna düşürüp, savaşı meşrulaştırmak için kasıtlı olarak kışkırtıyor.

– Dünyanın gözü önünde ABD’nin tekrar uygulamaya koyduğu yeni ‘çıngıraklı yılana iğne batırma’ stratejisinin öngörülemeyen sonuçları olabilir mi?
– Tıpkı Pearl Harbor saldırısının beklenenden çok daha büyük ve uzun bir savaşa yol açması gibi, çıkması planlanan yeni çatışma, beklenenden çok daha kötü bir şeye dönüşebilir mi?
– Biden yönetimi ise bunu gerçekleştirmek için çok istekli görünüyor mu?

Geçmişte olanlar ve bundan sonra olması beklenen kötü senaryoları göz önüne aldığımızda, tüm bunlar bize başta False Flag (sahte bayrak) gibi taktikleri ABD’nin Güç Elitlerinin dünyada istikrar ve barış olmasın diye kendi çıkarlarını ilerletmek için ne kadar ileri gidebileceklerinin altını çizmektedir.

Bundan sonra da bu şeytani planların Türkiye’ye karşı uygulanabileceğini öngörerek, daha akılcı ve uzun vadeli stratejik planlar geliştirmek zorundayız.

Sadi ÖZGÜL
https://twitter.com/SadiOzgul

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.